"KARAHASANOĞLU" AİLESİNİN ADINININ KAYNAĞI

Anadolu’da ailelerin sülale veya soyadı olarak mutlaka bir lakabı vardır. Bu lakap birbirleriyle akrabalık bağı ile bağlı olan bir sülaleye aittir. Bu nedenle, Anadolu kasaba ve şehirlerinde hemen herkes bir­birini lakabından tanır. Burada tarihi araştırılan ailenin lakabı “Karahasanoğlu”dur. “Karahasanoğlu” kelimesi, ailenin atalarından olan “Hasan”ın bir renk olan “Kara” sıfatını lakap olarak almasından ileri gelmiştir ve bundan sonra gelen aile fertlerine “Karahasanoğlu” lakap olmuştur. Kara, “en koyu renk, siyah” anlamındadır. Türk tarihi boyunca tuğlarda, çadırlarda, bayraklarda kullanılan önemli renkler­den biridir. “Kara renk” Türklerde, kuzeyin sembolüdür. Orta Asya eski Türk devletlerinde “kara” kelimesi lakap olarak yaygınlık kazan­mıştır. Karaton/Karadon (siyah renkli elbise), 410’da Hun İmpara­torluğu’nun başına geçen hükümdarın asıl adı değil lakabıydı. Ayrıca, “Kara Han, Kara Ordu, Kara Koyunlu, Kara Kalpak” gibi büyüklük, yücelik manâları da vermektedir. “Kara” tanıtması kişiye, “yiğitlik ve gözü peklik kadar cömertlik ve iyilik severlik, özlerini de” verir. “Kara kış, kara belâ, kara çalı” gibi unsurlar da amansızlığı, zorluğu, aşılmazlığı temsil eder. İnsanoğlunda yüz, baş, bağır, gözler, kaşlar da  “kara”dır(1). Aile, sülale lakabı olan “Karahasanoğlu”nu “Hasan”ın “gözü pekliğin­den” mi, ya da “simasının, kaşının, bağrının, gözünün” kara oluşundan mı almıştır bu hususta herhangi kayıt mevcut değilse de, sözlü gele­neğe göre aileye/aşirete adını veren “Hasan”ın “fiziki yapısından do­layı” aldığı kabul edilir. 

Dulkadriye kazası (Elbistan/Maraş yöresi) başta olmak üzere Doğu Anadolu’da, Rumeli’nde, Orta Anadolu’da, Kastamonu ve Si­nop gibi yerleşim yerlerinde “Türkman-Yörükanı Taifesi” nden Kara­hasan, Karahasanlı (Karahasanlu, Karahasanlu Ceridi, Karahasanoğlu, Karahasanuşağı) cemaatine(2) Beğ-dili boyunda Kara-Hasanlu obasına, İran Afşarları’nda Kara Hasanlu oymağına(3); Türk tarihinde “Kara Hasan” nisbeli bir çok şahsiyete rastlanmaktadır. Bunlardan “Kara Hasan”, Celayir Büyük Şeyh Hasan’ın en yakın emirlerinden biri idi ve 1342 yılında Ahlat şehrini yağmalamıştı(4) İlhanlı Padşa Çuk’un emirlerinden birisi “Kara Hasan”dı(5). Türkmen Bey’i Kara Hasan b. Hüseyin Bey, Karakoyunlu Kara Mehmed’in yeğenidir. Kara Mehmed, 1389’da beylik rekabeti nedeniyle kardeşinin oğlu olan Kara Hasan ile yaptığı muharebede yenilmiş ve muharebe meyda­nında kalmıştı. Kaynaklar, 1391’de Kara Hasan’ın öldüğünü ve yerine oğlu Hüseyin Bey’in geçtiğini kaydeder(6). Safevîler’in Ustacalu oymağı­nın Çavuşlu obasının emirlerinden Ebû Müslim Han’ın (ö. 1592) kardeşi ve aynı zamanda büyük emirlerinden biri de “Kara Hasan Han”dı(7). Karahasan-zâde Mustafa Ağa, Sekbanbaşı iken Yeniçeri Ağası olmuş, Mora muhafazasında bulunduğu sırada 1685’te vefat etmişti(8) 1689’da Konya mütesellimi bulunan Yeğen Osman Paşa’nın dayısı Kara-Hasan Bey’di(9) Tirebolu’da Kilyarı [=Işıklı] köyünden “Karahasanoğlu İbrahim”, nezîre bend olup hüccete kayıt olmuştu(10) Nefs-i Piraziz’de 1831’de “Karahasanoğlu” adlı bir aile bulunmaktaydı. 5 Zilhicce 1256 (29 Ocak 1841) tarihli kayıta göre de “25 yaşında orta boylu kumral Karahasanoğlu Ömer b. Hasan” Akköy’den gelerek Bulancak’a yerleş­mişti. “Karahasanoğlu Ömer”in Hasan adlı bir oğlu vardı(11) Tirebolu kazası nikah kayıtlarına göre İnköy [=İstiklâl Mahallesi], Akçakilise [=Arslancık], Bada [=Özlü] ve Zefre [=Gülburnu] köylerinde “Karahasanoğlu” lakaplı aileler yaşamaktaydı(12) Şalpazarı-Geyikli belde­sine “Karahasanoğulları” adlı bir aile yerleşmiştir(13) .

Osmanlı coğrafyasında Musul-Kerkük’te, Halep-Maraş’ta “Kara Hasan, Karahasanlı” adlı nahiyeler vardı(14). Tirebolu’da Aşağıboynu­yoğun köyünde “Karahasan”, Piraziz’de Kızılev köyünde “Karaha­sanlı”, Şebinkarahisar yakınlarında “Kara Hasan Gediği” denilen mev­kiler bulunmaktadır(15).

“Kara Hasan” isimli tarihî şahsiyetlerin ve Türkistan Hora­sanı’nda görülen Karahasan/Karahasanlu aşiretinin Tirebolu’ya yer­leşmiş “Kara Hasan” ve ahfadından gelenlerle  yakınlığını doğrulaya­cak yazılı bir belge yoksa da, sözel kaynaklar bu yakınlığı mümkün kılmaktadır. Yurdun çeşitli yerlerinde Ordu, Sivas, Bartın, Rize, Ada­pazarı, Zonguldak ve Maraş Elbistan gibi şehirlerde bulunan, hatta “Karahasanoğlu, Karahasanlılar” adıyla bir dernek çatısı altında top­lanmış olan “Karahasanlılar/Karahasanoğulları” ile Tirebolu’daki “Karahasanoğlu” ailesinin ve diğer “Karahasanlı/Karahasanoğul­ları”nın akrabalık bağlarının olup olmadığı tet­kike muhtaçtır.

(1)Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, V, 155; Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tari­hine Giriş, VI, Ankara 1984, s. 431, 443-444; Nebi Bozkurt, “Lakap”, DİA, XXVII, 66 ;

Mehmet İpşirli, “Osmanlılar’da Lakap”, a.e., s. 67.

(2)Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşiv Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İstanbul 1979, s. 473.

(3)Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler), İstanbul 1999, s. 303, 440.

(4)Faruk Sümer, Selçuklular Devrinde Anadolu’da Türk Beylikleri,
Ankara 1990, s. 59.

(5)Faruk Sümer, Türk Devletleri Tarihinde Şahıs Adları, I (yay. hzl. Ayhan Yüksel), İstanbul 1992, s. 328.

(6)İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu ve Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1969, s. 180-181; Faruk Sümer, Kara Koyunlular, Ankara 1992, s. 52-53, 55. (7) Faruk Sümer, Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Ankara 1992, s. 162-163.

(8)Hafız Hüseyin Ayvansarayi, Vefeyat-ı Selatin ve Meşahir-i Rical (hzl. Fahri Ç. Derin), İstanbul 1978, s. 108.

(9)F. Sümer, Oğuzlar (Türkmenler), s. 227.

(10)Ayhan Yüksel, Tirebolu: Bir Sahil Kasabasının Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1788-1858), İstanbul 2003, s. 147, 209.

(11)21 Haziran 1736 tarihli bir kayıtta, Kürtün, Görele, Tirebolu’daki köy halkı­nın bulundukları yerleri terk ederek Şarkikarahisar sancağının sahil kazala­rına, nahiyelerine göçtükleri, bunların eski yerlerine dönmeleri için tedbir alınması istenmişti. Bk. Feridun Emecen, Doğu Karadeniz’de İki Kıyı Kasabası­nın Tarihi: Bulancak-Piraziz, İstanbul 2006, s. 52, 54, 376.

(12)Ayhan Yüksel, “Tirebolu Kazası Nikâh Kayıtları (1861-1906)”, (basılmamış çalışma), İstanbul 2006, s. 15, 17, 52, 76, 123, 128, 172, 173.

(13)Abdullah Gülay, Ağasar Çepni Kültürü Geyikli, İstanbul 2001, s. 50.

(14)Nuri Akbayar, Osmanlı Yer Adları Sözlüğü, İstanbul 2001, s. 90.

(15)Türkiye’de Meskûn Yerler Kılavuzu, II, Ankara 1947, s. 609; İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, III, İstanbul 1972, s. 252.